İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Yuhanna

Dördüncü İncîl Yuhanna’yı, Hazret-i Îsâ’nın arkadaşı ve havârîsi olan Zebede ve Salome oğlu Yuhanna’nın yazdığı ileri sü­rülür. Ancak araştırmacılar, bu İncîl’de İskenderiye felsefe mek­tebinden alınmış ve temeli yine Yunan felsefesine dayanan man­tık fikrinin açıkça görülmesine bakarak, onun Yuhanna isimli başka biri tarafından yazıldığını ifâde etmektedirler. Çünkü havârî Yuhanna’nın, Yunan felsefesiyle yetişmiş ve onun tesirinde kalarak bunu İncîl’e bile aksettirmiş olması mümkün değildir. Öte yandan bu İncîl’i yazan Yuhanna’nın gâyesinin, Hazret-i Îsâ’nın ulûhiyetini ispatlamak olması da, onun Rûhullâh’a gerçekten îmân etmiş bir havârî olmadığını ortaya koymaktadır.

M.S. 90-110 yıllarında yazıldığı söylenen Yuhanna İncîli’nde vahiyle alâkalı hiçbir bilgiye rastlamak mümkün değildir. Bu İncîl’de havârîler, Hazret-i Îsâ’ya “Yâ Rab!” şeklinde hitâb ederler. Bu itibarla Yuhanna, Hristiyanlığı tahrîf eden yahûdî Pavlos’un bıraktığı yerden işe devâm eden bir kimse hüviyetindedir. Dolayısıyla M. P. Roguet, Yuhanna’nın kaleme aldığı bu İncîl hakkındaki fikrini şöyle açıklar:

“Sinoptik İncîl’ler, (birbirine benzeyen ilk üç İncîl; Matta, Markos ve Luka) Îsâ’nın sözlerini çarpıcı, konuşma üslûbu­na yakın bir tarzda naklettikleri hâlde, Yuhanna’da her şey (mü­ellifin) tefekkür(ün)e boğulur. O derecede ki, bazen kendi ken­dimize: «–Konuşan Îsâ mıdır, yoksa O’nun sözleri İncîl yaza­rının mütâlaaları ile belli olmadan genişletiliyor mu?» diye sormak durumunda kalırız!”

İncîl’lerin bu garip durumları, bazı hristiyan din adamları tara­fından da bizzat îtirâf edilmiştir:

Nitekim üçüncü asırda Mâneviyye mezhebine mensûb olan Tauste, İncîl’lerin müellifleri hakkında şöyle demektedir:

“İncîl’lerin ne Îsâ, ne de havârîler tarafından yazılmayıp, çok zaman sonra meçhul birtakım kimseler tarafından yazıldığı­nı ve bu adamların, görmedikleri şeylere başkalarınca inanılma­yacaklarını bildiklerinden, hikâyelerinin başlarına havârîlerin ya­hut onlara mensûb kimselerin isimlerini koyduklarını herkes bilir.”

Hazret-i Îsâ’ya indirilen, ancak şu an bulunmayan gerçek İncîl’in ise böyle olmadığını ve onun müttakîlere bir hidâyet ve öğüt kitabı olduğunu Kur’ân-ı Kerîm şöyle beyân buyurmuştur:

وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِم بِعَيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَآتَيْنَاهُ الإِنجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

“Kendinden önce gelen Tevrât’ı doğrulayıcı olarak pey­gamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu Îsâ’yı da arkaların­dan gönderdik. Ve O’na, içinde doğruya rehberlik ve nûr bu­lunan, ondan evvelki Tevrât’ı tasdîk etmek, müttakîlere bir hi­dâyet ve öğüt olmak üzere İncîl’i verdik.” (el-Mâide, 46)

Cenâb-ı Hak, ehl-i kitâbı, dinlerinin bozulması üzerine gönderilen son dîn olan İslâm’ı kabûl edip Hakk’ın emrine riâyet etmeleri hâlinde bağışlayacağını şöyle beyân buyurmaktadır:

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آمَنُواْ وَاتَّقَوْاْ لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلأدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ

“Eğer ehl-i kitâb îmân edip ittikâ etselerdi, herhâlde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları, nîmetleri bol cennetlere sokardık.” (el-Mâide, 65)

Daha evvel de ifâde ettiğimiz gibi bu dört İncîl’in dışında meşhur olan bir İncîl daha bulunmaktadır ki, o da Barnabas İncîli’dir. Barnabas, Hazret-i Îsâ’nın ashâbının ileri gelenlerindendir ve tevhîd akîdesine bağlıdır. Bu yüzden tevhîd inancını savunan Barnabasçılar ile tevhîdden ayrılıp teslîs akîdesine sapan Pavlosçular ara­sında büyük mücâdeleler olmuştur.

Barnabas İncîli’ni diğerlerinden ayıran başlıca farklılıklar şunlardır:

1. Hazret-i Îsâ, ne Tanrı, ne de Tanrı’nın oğludur. O, Allâh Teâlâ’nın insanlara gönderdiği bir peygamberdir.

2. Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın kurbân etmek istediği oğlu İshâk -aleyhisselâm- değil, İsmâîl -aleyhisselâm-’dır.

3. Hazret-i Îsâ çarmıha gerilmemiştir.

4. Beklenen Mesîh, Faraklit’tir, yâni Hazret-i Muhammed Mus­tafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir.